Şafak Pavey, 13 Numaralı Peron ve yeni bir hayat

’13 Numaralı Peron’  yıllar önce yayınlanan bir kitap.

Bir kitabın çok ötesinde bir kazayla değişen bir hayatın, genç bir kadının ve o genç kadının annesinin hikâyesi. Şafak Pavey ve Ayşe Önal’ın birlikte kaleme aldıkları kitap, direnişe dönüşen bir hayatın hikâyesi… İsviçre’de bir tren istasyonunda, bir bacağını ve bir kolunu  kazada kaybeden gencecik bir kadının hikâyesinde aslında bugünlere gelişin ipuçları da var. Çünkü orada inancın, acıya direnmenin, çözüm yaratmanın, yani insan olmanın, hayata sahip çıkmanın hikâyesi var…

1996 yılında ilk baskısını yapan 13 Numaralı Peron’un arka kitap yazısında şunlar yer alıyordu:

 ”Kaderin, hayatı dişi bir öfkeyle yönettiğine inanıyorum ve bu öfkeye bilinçsiz bumeranglarımızın neden olduğuna da…Acı, bir yandan dünyaya gücenmek haklarımızı gaspederken, öte yandan sınırsız bir olgunluğun da öğretisini sunuyor.

Kalıplar, iyilik ve kötülüğü karmaşıklaştırıyor. Oysa her ikisi de çok sade ve çok gündelik. Bir olgu karşısında çare sizdeyse ve onu ihtiyacı olandan esirgiyorsanız, yahut pusularda beklettiğiniz hıncınızla vuruyorsanız, kendinizi tarif etmekte düzmece bahanelere sığınmamalısınız. İnsan olmak zor zanaattir… Hayatın öğretileri bu kadar anlaşılır, bu kadar sade ve bu kadar gündeliktir…

Anne ve kız birlikte yazdılar 'acıya direnmenin' kitabını

Bu kitap, okur ruhunu medyatik bir anne-kızın trajik öyküsüyle acıtmak üzere yazılmadı. Çaresizlikle kuşatılmış bir hayat içinde, çarelerini kendi kendilerine bulup çıkaran ve acıya direnen bir serüveni ölümsüz kılmak; bu ölümsüzlüğü, sesini duyuramamış benzerleri adına hayatın içine eklemek üzere yazıldı. Öğrendiğimiz ve borçlu olduğumuz her şeyi ve herkesi hayata eklemek üzere…”

Şafak Pavey’in annesi gazeteci yazar Ayşe Önal ise kazayı şöyle kaleme almıştı acısı daha çok tazeyken:

”Bu yazı 24 Mayıs 1996 saat 09:03′te Cenevre’de trenin altında bedeninin yarısını bırakan kızım Şafak Pavey’in cesaret ve metanetinin tasavvuf sözlüğündeki cevabıdır.

Her şey 24 Mayıs’ta bir akşamüstü telefonu ile başlamadı.

O Cuma saat 11:00′de bir telefon konuşmasında ansızın sızlayan burnum ve gözlerimden sessizce süzülen birkaç damla yaşın sebebini telefonun öte yanındaki sese sordum: “Bana ne oluyor? Durup dururken ağlıyorum.” Cevap, “Yaşlanıyorsun artık” oldu.

Oysa en çok gülmekle eleştirilirdim. Oysa tam burnumun sızladığı o sırada Zürih’te saat 10:00′da Şafak Pavey, tren istasyonunda kurulan seyyar hastanede, bilinci ve metaneti yerinde ameliyat olmaktaydı. Bunu ertesi gün öğrenecektim. Ve diğer şeyleri de. Şafak’ın, doktoruna üst yanına savrulmuş kolunu ve parçalanmış bacağını göstererek “Kurtarabilir misin?” dediğini, doktorun “Üzgünüm, hayır,” dediğini ve Şafak’ın “Öyleyse kalanları kurtarmalısın, annem çok üzülür,” dediğini ve sonra Universgspital Hastanesi’nde Şafak’ın bütün Intensitivstation’ı şaşkın hayranlıklara garkettiğini ve Dr.Gabriela’nın “Cesaret ve metanet genetiktir,” dediğini…

Hayatın bütün çığlıkları gece yarısı duyulur sanırdım. Oysa bize dair çığlıklar sıradan bir gün ışığında çöktü evimize…”

13 Numaralı Peron sonra filme de uyarlandı. Canan Evcimen’in yönettiği filmde Gülden Dudarık ve Mert Yavuzcan başrolleri paylaştı.

Yıllardır bir dünya vatandaşı olarak çalışan, yaşayan  Şafak Pavey, kendi deyimiyle ‘gönüllü vatandaş’ olarak çıktı şimdi karşımıza; CHP’den milletvekili adayı oldu ve seçim için koşturuyor…

Lafın gelişi değil, yıllardır yaptıklarına, çalışmalarına baktığınızda gerçekten koştuğunu görebiliyorsunuz Pavey’in. 13 Numaralı Peron’dan böyle bir insan öyküsüne varmak, size de umut vermiyor mu?

Benzer Haberler

Yorum Yapılmamış

Cevap Yaz