100 yıl önce Balkan Savaşı nasıl başladı?

“Ekselans,

Karadağ kraliyet hükümetinin, Osmanlı hükümetiyle aralarında devamlı olarak çıkan anlaşmazlıkların barışçı yollardan çözümü için harcadığı bütün dostane çabaların tükendiğinden dolayı üzüntü duymaktayım.

Kralım Majeste I. Nikola’nın izniyle, Karadağ kraliyet hükümetinin bugünden itibaren Osmanlı hükümetiyle bütün ilişkileri kestiğini, gerek Karadağlıların, gerekse Osmanlı egemenliği altında bulunan kardeşlerinin yüzyıllardır hiçe sayılan haklarının tanınmasını Karadağlıların silahlarına tevdi ettiğini, ekselanslarınıza bildirmekle şeref duyarım.

8 Ekim 1912                                                                                                                                      Plamenatz”

 

Hariciye Nazırı Noradunkyan kendisine iletilen notaya hiç şaşırmamıştı. Karadağlıların savaş isteğini konusunda daha önce bilgi almıştı. Notayı inceledikten sonra Plamenatz’a döndü ve Osmanlı hükümetinin komşularına karşı iyi niyetli hareket ettiğini söyledi. Ancak Karadağlılar düşmanca davranmaya kararlıysa Babiali’nin savaşı kabul ettiğini ekledi. Kısa bir konuşmanın ardından Noradunkyan kabine arkadaşlarını bilgilendirmek için toplantıya geri döndü. Kabine toplantısında savaş kararı alınmıştı. Dahiliye Nazırı bütün valilere savaşın ilan edildiğini ve Osmanlı halkına bildirilmek üzere Karadağ notasının metnini telledi.

Harbiye Nazırı da askeri şurayı toplayarak durum değerlendirmesi yapmıştı. İşkodra Gölü üzerindeki olaylar hakkında gereken bilgisi vardı. İşkodra genel komutanı Karadağ sınırına geçti ve Çetine üzerine yürümek için hazırlıklara girişti.

1. Balkan Savaşı böyle başladı. Ertesi sabah Tanin Gazetesi ‘ Hele şükür!’ manşetini atıyordu. Yazıda Karadağ’ın Osmanlı için henüz pek ufak bir lokma olduğundan hayıflanma vardı. Hükümet taraftarı Alemdar Gazetesi Babiali Caddesi’ndeki binasının önünde karatahta üzerinden güncellediği haberlerinde daha savaşın ilk saatlerinde 1200 Karadağlı öldürtmüş, ilk zaferi müjdelemişti. Caddeye toplanan halk esas düşman Bulgarlarla savaş istiyordu. Aynı anlarda Taksim stadı meydanı boydan boya toplar, arabalar, atlar, çadırlar, yük arabaları, saman yığınları ve her türlü savaş araçlarıyla kaplanmıştı.

100 yıl önce Osmanlılar sonun başlangıcını hazırlayan ve Rumeli topraklarını kaybedecekleri bir savaşı yaşayacaklarını bilmiyordu. Anadolu’dan karşı tarafa sürekli asker taşınıyordu. Trakya’daki ordu büyük bir hareketlilik içindeydi. Günde 15000 asker Batı cephesine sevk edilir olmuştu. İstanbul’dan hareket eden erler yepyeni üniformalar içindeydi; sırtlarında haki giysi, gri kaput, şayak kafiye ( kaba yünden dokunmuş, dayanıklı, saçaklı başlık türü)…

Balkanları kaynayan kazana döndüren Avusturya-Macaristan ve Rusya bölge ülkelerine ‘barışı korumalarını’ öneren bir nota ilettiler. Osmanlı hükümeti 10 Ekim’de kendine iletilen notayı iç işlerine müdahale olarak yorumladı ve 11 Ekim günü Harbiye Nezareti Sultan Mehmet Reşat’ın bir demecini yayımladı. Sultan halkına Trablus’ta dövüşen kardeşlerine layık olmalarını söylüyordu.

“Allah sizlere zaferler ihsan eylesin, Osmanlıları zaferlerinizle sevindirsin!”

13 Ekim 1912 tarihin Balkan müttefikleri Bulgaristan, Yunanistan ve Sırbistan Osmanlı hükümetine nota iletip isteklerini bildirdiler. Hükümetin cevabı 15 Ekim’de bu ülkelerle ilişkileri kesmek oldu. Babiali ilişkileri kesmekle yetiniyor, notayı cevaplandırmaya değer bulmayıp bu şerefi bir zamanlar egemen olduğu küçük ülkelerden esirgiyordu. Yine de savaş ilanı için 2 gün beklendi. 17 Ekim sabahı, Hariciye nezareti özel kalem müdürü Ethem Bey, Bulgar elçiliğine giderek, Babiali tarafından elçi Saratof’a şu bildiriyi teslim etti:

Edirne Selimiye Camii etrafında kurulan çadırlar Balkan Savaşı günleri

“Bulgar kuvvetlerinin seferberliği ve Osmanlı sınırında yığınak yapmaları, sınır boyunca müstahkem mevkilere ve askeri mevzilere her gün tekrarlanan saldırılar, Türkiye’nin içişlerine müdahaleler ve Bulgar hükümetinin anlaşılmaz olduğu kadar, kabulü de imkansız talepleri, Türkiye ile Bulgaristan arasında imparatorluk hükümetinin daima korumak arzusunda bulunduğu barışı sürdürme imkanı bırakmamıştır.

Dolayısıyla, Bulgaristan Kraliyet Sefarethanesi başına ve personeline, pasaportlarını alıp mümkün olan süratle Osmanlı arazisini terk etmeleri gereği bildirilir.”

Ethem Bey daha sonra aynı içerikte bir bildiriyi Sırbistan elçiliğine iletti. Osmanlı orduları Sırp ve Bulgar sınırında elleri tetikte beklemeye başladılar. Dahiliye ve Harbiye Nazırları ilgili birimlere savaşın ilanını bildirdiler.

İstanbul’da halk savaşı coşkuyla karşıladı. Gönüllüler askere yazılmak için can atıyordu. Bu iki ülke ile ölüm-kalım savaşına girişilmeye hazırlanırken Türk hükümetinin Yunanistan’a karşı iyi niyeti soru işaretlerine yol açıyordu. Yunanlılarla sadece ilişkiler kesilmiş, savaş ilan edilmemişti.

Girit sorunu, Yunanistan’ın el konulan gemileri, Yunanlıların seferberlik ilanı ilişkileri iyice germişti. Üstelik verilen notada Yunanistan’ın imzası da vardı. Ama Osmanlı hükümeti Yunanlılara yumuşak davranarak ittifakı bozmak istiyordu. Bulgarlarla Yunanlılar arasındaki geleneksel nefretten yararlanmayı umuyorlardı ve Hariciye Nazırı Yunanistan’ın notasının İstanbul’a ulaşmadığını bu ülkeye savaş ilan edilemeyeceğini ileri sürüyordu. Osmanlı Afrika’daki Osmanlı mülkünü İtalya’ya bırakarak tüm dikkatini Balkanlara vermeyi de tercih etmişti. Yunanistan’ın tarafsız kalması büyük avantaj sağlayacaktı. Bunun için Girit’i bırakmak bile kulislerde konuşuluyordu. Ama Yunanistan’ın daha büyük emelleri vardı. Yunanistan’ın elçisi Griparis 18 Ekim’de savaş ilanı notasını Babiali’ye iletti. Aynı günün akşamı üç elçi İstanbul’u terk etti. Bulgaristan Bulgar uyruklarının korumasını Rusya’ya, Sırbistan Sırpların korunmasını Almanya’ya, Yunanistan da tebaalarının korunmasını Fransa’ya bıraktı.

 

İşgal yıllarında Edirne

Avrupa’nın büyük devletleri ise Balkanlarda çakan savaş kıvılcımının kıtaya yayılmasını engellemenin derdindeydiler. Çatışmaları bu küçük coğrafyada sınırlamak için uğraşıyorlardı.

Öte yandan Balkan savaşı büyük bir hızla başlamıştı bile. Bulgar, Yunan, Sırp orduları aynı anda sekiz noktadan Osmanlı toprağına saldırıya geçmişlerdi.

Savaşın sonunda Bulgaristan ordusu, Çatalca’ya kadar ilerleyerek, İstanbul’u tehdit etmeye başladı. Sırbistan, Karadağ ve Yunanistan orduları, Makedonya’yı tamamen işgal ett. Diğer Balkan ülkelerini kendine karşı tehdit olarak gören Arnavutluk, bağımsızlığını ilan etti. Yunanistan, Gökçeada (İmroz) ve Bozcaada dışındaki Ege Adaları’nı işgal etti.

Selanik işgalinden sonra göç eden Müslümanlar…

Taraflar arasında savaşı bitiren anlaşma 1913 yılı Mayıs ayında Londra’da imzalandı. Londra Antlaşması’na göre:

  • Arnavutluk bağımsızlığını kazandı.
  • Girit Adası Yunanistan’a verildi.
  • Osmanlı İmparatorluğu’nin Trakya sınırı Edirne ve Kırklareli illerini dışarıda bırakacak şekilde Midye-Enez Hattı oldu.

Ama Balkanlarda savaşın ateşi sönmeyecekti. Bulgaristan’ın daha fazla toprak almasını kabul etmeyen Yunanistan, Karadağ, Sırbistan ve I. Balkan Savaşı’na katılmayan Romanya Krallığı birleşerek, Bulgaristan’a karşı savaş açtılar.

18 Temmuz 1913’te silahlar sustuğunda Balkanların karışık tarihinde sorunlar bir süreliğine ertelenmiş olacaktı. Oysa dünya daha büyük bir savaşın adımlarını duymaya başlamıştı. O Büyük Savaşın fitili de Balkanlarda ateşlenip tüm yeryüzünü sardı.

Bülent EFE

Yorum Yapılmamış

Cevap Yaz